Saddam Hüseyin kimdir? Saddam Hüseyin ne zaman ve nasıl öldü? Neden idam edildi?
Saddam Hüseyin’in yaşamı: Baas Partisi’nden Irak liderliğine, savaşlar, devrilme, yakalanma, yargılama ve idam.
Saddam Hüseyin'in Hayatı ve Liderliği
Temel bilgiler: Saddam Hüseyin Abdülmecid el-Tikriti, 28 Nisan 1937 tarihinde Irak’ın Tikrit kentine yakın El-Avya köyünde doğdu. 30 Aralık 2006’da Irak’ta idam edilerek hayatını kaybetti.Mesleki ve siyasi kimliği, uzun yıllar Irak Devlet Başkanı olarak yürüttüğü görev üzerinden tanımlanır.
Çocukluk ve gençlik yılları
Saddam Hüseyin, geçimini çobanlıkla sağlayan yoksul bir ailede dünyaya geldi. Babasının doğumundan kısa süre önce ortadan kaybolmasıyla çocukluğu parçalı bir aile düzeninde geçti: İlk yıllarında dindar Sünni amcasının yanında kaldı; daha sonra annesinin yanında yaşadı. Annesinin yeniden evlenmesiyle ev içi şiddet gördüğü, bu nedenle 10 yaşında yeniden amcasının yanına döndüğü ve onun yanında büyüdüğü aktarılır.
Siyasete giriş ve Baas çizgisi
Siyasetle genç yaşlarda tanıştı. Arap dünyasında ulusçuluk, özgürlükçülük ve anti-emperyalizm gibi fikirlerin etkili olduğu dönemde, 1955’te Bağdat’a gelmesi siyasi yönelimini belirginleştirdi. Bu süreçte, daha sonra “Arap Sosyalist Baas Partisi” adını alacak olan Baas hareketine katılarak örgütlü siyasetin içine girdi.
Darbe girişimleri, suikast iddiası ve sürgün yılları
- 1956 yılında başarısız bir darbe girişimiyle ilişkilendirildi.
- 1959’da, dönemin Irak Devlet Başkanı General Abdülkerim Kassım’a yönelik bir suikast planında yer aldığı belirtilir.
Suikast iddiası sonrası ayağından vurularak yaralanmasının ardından Tikrit’e kaçtığı, sonrasında Suriye ve Beyrut üzerinden Mısır’a geçtiği anlatılır. Bu dönemde CIA ile temas iddiaları, Beyrut’ta eğitim aldığı bilgisi ve Mısır’da bulunduğu sırada Kahire Üniversitesi’nde hukuk eğitimi gördüğü gibi detaylar öne çıkar.
Aile hayatı
Saddam Hüseyin, 1963 yılında kuzeni Sacide Talfah ile evlendi. Bu evlilikten Rana, Raghad ve Hala adlı üç kızı ile Uday ve Kusay adlı iki oğlu olduğu; sonraki evliliklerinden de Ali adında bir oğlunun bulunduğu kaydedilir.
Irak’a dönüş, hapis ve yükseliş
1964’te Irak’a döndükten sonra hapse girdiği, 1967’de serbest kaldığı ve Baas Partisi içinde hızlı bir yükseliş sürecine girdiği ifade edilir. Baas’ın 1968 darbesiyle iktidarı kan dökmeden ele geçirmesi, Saddam Hüseyin’in devlet yönetimindeki etkisini artıran dönüm noktalarından biri olarak aktarılır. Darbeden sonra kurulan Devrim Komuta Konseyi ülkenin en yetkili organı haline gelirken, Saddam Hüseyin 1969’da Konsey Başkan Yardımcısı oldu.
İç politika: Kürt meselesi ve güç konsolidasyonu
Saddam Hüseyin’in iç sorunları çözmeye dönük adımlarından biri olarak, 1970’te Kürt gruplara otonomi verilmesi gösterilir; ancak kısa süre sonra anlaşmanın bozulmasıyla çatışmaların yeniden başladığı belirtilir. Bu dönem, devletin güvenlik yaklaşımı ile ülke içindeki kırılmaların derinleştiği bir süreç olarak betimlenir.
Petrol politikaları ve iktidara yürüyüş
1972’de Irak petrollerinin millileştirilmesiyle ilgili süreçlerde etkin rol aldığı; partideki nüfuzuna dayanarak 1976 itibarıyla yönetimde daha belirleyici hale geldiği anlatılır. Zamanla, Devlet Başkanı Ahmed Hasan el-Bekir yönetiminin arkasındaki en güçlü figür olduğu iddiaları güçlenirken, Saddam Hüseyin 16 Temmuz 1979’da iktidarı devralarak devlet başkanlığını ilan etti.
Yönetim tarzı ve kalkınma programı
Saddam Hüseyin’in iktidarı, baskıcı yöntemler ve güçlü bir istihbarat ağı ile özdeşleştirilir. Muhalefete yönelik sert uygulamaların bazı örneklerde kitlesel şiddet ve “soykırım girişimi” olarak nitelenen süreçlere dönüştüğü ifade edilir. Bununla birlikte; devlet başkanlığına ek olarak Devrim Komuta Konseyi Başkanlığı ve başbakanlık görevlerini de üstlenerek, petrol gelirlerine dayalı geniş kapsamlı bir kalkınma programı yürüttüğü belirtilir.
Dış politika: İran-Irak Savaşı
Bölgesel liderlik iddiası ve Körfez’de nüfuz arayışı, Saddam Hüseyin döneminin temel dış politika çizgisi olarak sunulur. Bu çerçevede, 1980’de İran’a saldırı kararı, Hürmüz Boğazı ve bölgesel denge hedefleriyle ilişkilendirilir. Savaşın ilk günlerinde Şatt el-Arab bölgesinde Irak lehine gelişmeler yaşansa da İran’ın direnciyle çatışmanın uzadığı; 1988’e kadar süren savaşın yüzbinlerce ölüme yol açtığı ve iki ülke ekonomisini ağır biçimde yıprattığı vurgulanır.
Halepçe ve Kürtlerle çatışmanın ağırlaşması
1988 yılında, Kürtlerin özerklik taleplerinin artmasıyla Irak güçlerinin Halepçe’de 5 bin sivilin ölmesine yol açtığı; “Kimyager Ali” olarak bilinen General Ali Hasan el-Mecid’in siyanür gazı kullandığı ve binlerce Kürdün “yeniden yerleşim kampı” denen bölgelere sürüldüğü aktarılır. Bu olay, Halepçe Katliamı adıyla anılır.
Kuveyt işgali ve Körfez Savaşı süreci
Saddam Hüseyin yönetiminin 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgali, Körfez Savaşının başlangıcı olarak gösterilir. Birleşmiş Milletler’in ambargo kararları ve güç kullanımına izin vermesinin ardından, 17 Ocak 1991’de ABD’nin operasyon sürecinin başladığı; savaş sırasında petrol kuyularının ateşe verilmesi, çevre kirliliği ve esirlerin Bağdat’a götürülmesi gibi başlıklar öne çıkar. Savaş yıllarında Kürt nüfusa yönelik ağır baskılar, kitlesel ölüm ve göç bilgileri de bu dönemin parçası olarak aktarılır. Ateşkes sonrası uçuşa yasak bölgeler oluşturulması, Irak’ın egemenlik alanını sınırlayan temel uygulamalardan biri olarak anlatılır.
2003 işgali, devrilme ve yakalanma
11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında Saddam Hüseyin yeniden uluslararası gündemin merkezine oturdu. 20 Mart 2003’te “kitle imha silahları” iddiasıyla ABD öncülüğünde Irak’a yönelik işgalin başlatıldığı; daha sonra 6 Ekim 2004’te Amerikan silah denetçilerinin 1991 sonrası kitle imha silahı üretimine dair kanıt bulamadıklarını açıkladıkları bilgisi yer alır. Saddam Hüseyin’in 9 Nisan 2003’te devrildiği, Firdevs Meydanı’ndaki heykelin yıkılmasının yeni dönemin simgesi olarak görüldüğü belirtilir.
Yakalanmasına ilişkin anlatıda, ABD’nin Irak’taki sivil yöneticisi Paul Bremer’ın açıklamaları referans gösterilerek Saddam Hüseyin’in 13 Aralık 2003 gecesi, doğum yeri Tikrit yakınlarında El Dor kasabasında, El Hadra bahçesinde bir sığınakta ele geçirildiği; askeri kaynakların ise bir çiftlikte yaklaşık 2 metre derinliğinde bir çukurda yakalandığını söylediği ifade edilir. Yakalandığında yanında 750 bin dolar, iki kalaşnikof ve bir tabanca bulunduğu da belirtilir.
Yargılama süreci ve idam
Saddam Hüseyin’in, 24 yıllık iktidar döneminde yaşanan saldırı ve katliamlarla bağlantılı suçlamalarla yargılandığı; bunlar arasında İran-Irak Savaşı, Halepçe, Kuveyt işgali, “kitle imha silahları” ve çeşitli cinayetlerin sayıldığı aktarılır. Duceyl Davası kapsamında, 1982’de Duceyl’de 143 Şii’nin öldürülmesiyle ilgili olarak “insanlığa karşı suç” hükmüne varıldığı ve 5 Ekim 2006’da ölüm cezası verildiği; temyiz sürecinden sonra kararın onandığı; 30 Aralık 2006’da idamın uygulandığı bilgisi yer alır.
Duruşmadaki beyanı ise şu şekilde aktarılır (alıntı korunmuştur):
"Irak'ın Devlet Başkanı olarak anayasal haklarımı kullanıyorum. Adaletsizlik örneği bu oluşumu tanımıyorum. Bu mahkeme meşru değildir. Bu sözde mahkemeye cevap vermiyorum."
Saddam Hüseyin’in mektubundan (alıntı)
Aşağıdaki metin, kaynakta Saddam Hüseyin’e atfedilen mektup içeriği olarak yer alır; ifadeler aynen korunmuştur:
Geçmişte hepinizin bildiği gibi cihat ve mücadele için savaş meydanındaydım.
Yüce Allah, yine devrimden önceki aynı şeylerle aynı şekilde ve aynı ruh haliyle karşı karşıya gelmemi istedi ancak bu kez daha büyük ve zorlu bir sorun vardı.
Hey Allahım! Bizim ve büyük Irak halkının karşı karşıya olduğu bu zor durum her birimizin niyetlerimize göre yargılanacağı yeni bir derstir ve Allah'ın ve halkın huzurunda bugün ve şu andaki durumumuz zafer dolu bir tarihe dönüştükten sonra bizi haklı çıkaracaktır.
Bu, her şeyden önemlisi, tarihin gelecek aşamalarındaki başarıların üzerine yükseleceği temeldir. Bu durumda, ama sadece bu durumda, gerçek olan dürüst ve sadık insanlardır. Bunun karşısında ise sahte olanlar yer alır.
Önemsiz kişiler, yabancılar tarafından onlara verilen iktidarı kendi halklarına zulmetmek için kullanırsa, bu kişiler değersiz ve alçaktır. Bu ülkede yaşadıklarımız sadece olumlu sonuçlar üretmelidir.
Bu büyük millete, ülkemizin halkına ve insanlığa: Çoğunuz bu mektubun yazarını sadık, dürüst, insanlara iyi davranan, bilge, mantıklı kararlar alan, adil, kararlı ve devletin ve halkın zenginliğini dikkatli kullanan birisi olarak bilirdiniz... Ve kalbinin ayrım yapmaksızın herkesi kucaklayacak kadar büyük olduğunu.
Onun kalbi yoksullar için yanıyor; onların durumunu düzeltene ve ihtiyaçlarını karşılayana kadar ona rahat yok.
Onun kalbi bütün halkını ve ulusunu kapsıyor ve halkının arasında, çabası, verimliliği veya yurtseverliği gibi unsular dışında, ayrımcılık yapmaksızın dürüst ve sadık olmaya gayret ediyor.
Bugün sizin adınıza, gözleriniz için, ulusumuzun gözleri için, adaletin gözleri için ve bayrağı nerede dalgalanırsa dalgalansın doğruyu savunan insanlar için konuşuyorum.
Kardeşinizi ve liderinizi iyi tanırdınız, o asla baskıya boyun eğmedi. Onu sevenlerinin isteklerine uygun olarak bayrağa ve kılıcına sadık kaldı. İşte siz kardeşinizin, oğlunuzun veya liderinizin böyle olmasını istediniz... Ve (gelecekte) size öncülük edecek olanlar da hep bu özelliklere sahip olmalı. Burada ruhumu bir kurban olarak Allah'a sunuyorum. Eğer isterse ruhumu şehitlerle birlikte cennete gönderecek veya belki bunu erteleyecek... Bu yüzden sabırlı olalım ve adaletsiz uluslara karşı ona güvenelim.
Devrimden önce ve sonra bizim ve Irak halkının karşı karşıya kaldığı onca zorluğa ve fırtınaya rağmen, Yüce Allah asla Saddam Hüseyin'in ölmesini istememişti.
Ama bu sefer ölmemi istiyorsa, Saddam'ın canını zaten O yaratmıştır. Allah canımı yaratmış ve şimdiye kadar hep korumuştur.
Bu yüzden, Saddam Hüseyin'den daha genç olan ve daha önce ayrılarak bu yolu aşmış olan ruhlar gibi, şehitlik mertebesiyle bu sadık ruhu şereflendirecektir. Allah şehit olmama izin verirse, ona şükran eder ve daima minnetimizi sunarız.
Ülkenizin düşmanları, işgalciler ve Farslar, onlarla sizin köleleştirilmeniz arasında halkın birliğinin sağlam bir duvar gibi durduğunu gördüler.
Aranıza eski ve yeni nifak tohumları serptiler. Irak vatandaşlığına sahip yabancılar, kalbi boş olan veya kalbine İran'da nefret doldurulmuş olanlarda, bu girişim sonuç verdi. Ama asil halkımızı bölebileceklerini, kararlılığınızı zayıflatabileceklerini ve ulusumuzun evlatlarının kalbine, onları Allah'ın bayrağı altında, halkımızın ve ulusumuzun büyük bayrağı altında, tek bir yönde birleştirecek gerçek düşmanları yerine birbirlerine karşı nefretle doldurabileceklerini düşünürken yanıldılar.
Unutmayın ki Allah sizin bir sevgi, merhamet ve kardeşçe bir arada yaşama emsali yaptı. Nefret etmeyin diyorum çünkü nefret insanın adil olması için yer bırakmaz, sizi körleştirir, bütün düşünce kapılarını kapatır, insanın dengeli düşünmesini ve doğru seçimi yapmasını engeller...
Bize saldıran diğer ülkelerin halklarından da nefret etmeyin, karar verenlerle halklar arasındaki ayrımı bilin...
Tövbe eden kim olursa olsun - Irak'ta veya başka bir ülkede - onu bağışlayın...
Saldırganlar arasında işgalcilere karşı mücadelenizi destekleyen insanlar olduğunu bilin. Bunlardan bazıları, Saddam Hüseyin gibi tutukluların yasal savunmasını yapmak üzere gönüllü oluyor...
Bu insanlardan bazıları benimle vedalaşırken gözyaşlarını tutamadı... Sevgili sadık halkım, size veda ediyorum ama kendisine sığınana yardım eden ve hiçbir sadık, dürüst kulunu yalnız bırakmayacak olan merhametli Allah'ın yanına gidiyorum. Allah büyüktür... Allah büyüktür... Yaşasın ulusumuz... Yaşasın mücadeleci yüce halkımız... Yaşasın Irak, yaşasın Irak... Yaşasın Filistin... Yaşasın cihat ve mücahitler."
Saddam Hüseyin Irak Devlet Başkanı ve Irak Mücahit Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı
Burada Saddam Hüseyin küçük bir not düşmüş: "Bu mektubu yazdım çünkü avukatlarım bana - işgalciler tarafından kurulan ve adlandırılan - sözde mahkemenin sözde savunmasına son bir söz hakkı tanıdığını söyledi.
Ne var ki bu mahkeme ve mahkemenin yargıcı bize tek kelime konuşma şansı vermedi, hiçbir açıklama yapmadan hükmünü verdi ve hiçbir kanıt sunmadan - işgalciler tarafından kabul ettirilen - cezayı açıkladı.
Halkın bunu bilmesini istedim.
Irak liderliğinde dikkat çeken ortak kader vurgusu
Kaynak metin, Irak’ta 1921’den itibaren iktidara gelen pek çok liderin doğal sebeplerle ölmemiş olmasını (darbe, suikast veya şüpheli kazalarla görevden ayrılma/ölüm) Irak siyasal tarihine dair dikkat çekici bir örüntü olarak ele alır ve bu bağlamda çeşitli liderleri ardışık şekilde anarak Saddam Hüseyin’in idamını da bu çizgiye ekler.
2005 sonrası siyasi takvimden notlar
Metinde ayrıca Irak’ın yeni dönemdeki siyasi takvimine dair bazı tarihler listelenir:
- 30 Ocak 2005: 275 sandalyeli meclis için seçim (Şiiler %48, Kürtler %26).
- 29 Mart 2005: Yeni ulusal meclisin toplanması.
- 6 Nisan 2005: Celal Talabani’nin devlet başkanlığına getirilmesi; yardımcılıklara Adil Abdülmehdi ve Gazi el-Yaver’in gelmesi.
- 7 Nisan 2005: İbrahim Caferi’nin başbakanlığa getirilmesi.
- 28 Nisan 2005: Yeni hükümetin meclisten güvenoyu alması.
- 28 Ağustos 2005: Yeni anayasa taslağının hazırlanması.
- 15 Ekim 2005: Anayasa taslağının referanduma sunulması.